Главная

Популярная публикация

Научная публикация

Случайная публикация

Обратная связь

ТОР 5 статей:

Методические подходы к анализу финансового состояния предприятия

Проблема периодизации русской литературы ХХ века. Краткая характеристика второй половины ХХ века

Ценовые и неценовые факторы

Характеристика шлифовальных кругов и ее маркировка

Служебные части речи. Предлог. Союз. Частицы

КАТЕГОРИИ:






Pragmatizmin Çöküş Sinyalleri




İran, 1979'da İslam Devrimi ile "siyasal İslam, devrim ihracı, terörizmi destekleme ve kitle imha silahları elde etme çabaları" nedeniyle hem komşuları hem de büyük güçler ile sorun yaşamaya başlamıştır. İran dış politikası, rejim kimliği ve devletin bölgesel ve küresel düzende farklı arayışları nedeni ile sıcak savaş da dahil olmak üzere büyük krizler yaşamıştır. "Bekası istenmeyen rejim olması sebebi" ile İran dış politikası "bu krizler nasıl aşılabilir" sorunu temelinde şekillenmiştir. Bu bağlamda özellikle İran-ABD ilişkileri, İran dış politikasını bir "kriz yönetimi" hâline getirmektedir. İran çevresindeki değişimler ABD merkezli değişimlerdir ve ABD'nin temel amacı bu gelişmelerden İran'ı dışlamak veya etkisini en aza indirmektir. Bu politikanın sonucu olarak İran'ın dış politikasına yön veren temel eğilim, fırsat aramak ve bu fırsatları değerlendirmek yerine, tehdit unsurlarını en aza indirme çabası olmuştur. "Bu krizlerden nasıl çıkılabilir?" sorusuna İran yönetiminden farklı yanıtlar gelmektedir. Reformcular bu krizden çıkış yolunu "ülke için demokrasi" ve "dış politikada Batı ile uyum"da görmektedir. Bu bakış açısıyla, 1989'dan sonra ılımlı muhafazakâr olan Rafsancani ile İran pragmatist bir söylem geliştirmeye başladı. 1997'de Hatemi'nin iç politikada demokratikleşme çabalan gündeme geldi. Hatemi dış politikada "tansiyonu düşürmek" ve "medeniyetler diyalogu" söylemleri çerçevesinde İran'ı dünyaya entegre etme yönünde politika izledi. Hatemi'nin cumhurbaşkanı seçilmesi ile İran'ın dünya ile ilişkisi yeni bir döneme girdi. Hem Rafsancani, hem de Hatemi, temelde İran rejimini "bekası kuşkulu olan rejim" olmaktan çıkarma gayesini gütmekteydi[113].

Radikal Muhafazakârlar, İran'ın krizden çıkma yöntemine farklı yorum getirmekte ve ülke içinde demokrasiyi güvenlik sorunu olarak algılamaktadır. Dış politikada ise uyum yerine güç ve kuvvet gösterisinin çözüm olduğuna inanmaktadır. Radikal muhafazakârlar, 1989'dan sonra dış politikadaki pragmatist arayışlan, İran'ın güvenlik sorununun çözümü için başarısız bulmaktadır. Onlara göre İran bu anlayış çerçevesinde kendi rejiminin bekasını güvence altına alamamıştır.3 Nitekim ABD Başkanı Bush, Hatemi döneminde İran'ı; "şer ekseni" olarak nitelendirmiştir. Ayrıca İran'ın, Hatemi ve Rafsancani döneminde ABD ve İsrail'in askerî hedefi olabileceği ifade edilmiştir.

Ahmedinejad, dış politikada pragmatist tutumun iflas ettiğine inanan bir akıma mensuptur. Bu nedenle Ahmedinejad dönemi ile İran, 1989'da Rafsancani ile başlayan ve 1997 ve 2005'e kadar Hatemi ile pekişen "Batı ile pragmatist uyum" geleneğinden kopmaya başlamıştır. Hatemi tarafından Batı ile yakınlaşmak için üretilen "medeniyetler diyalogu" tezi rafa kaldırılmıştır. Bu düşünce çerçevesinde Ahmedinejad, pragmatist düşünceye sahip kadroları tasfiye etmeye başlamıştır. Dışişleri Bakanlığı, Güvenlik Yüksek Konseyi ve büyükelçiliklerde önemli değişiklikler gerçekleşmiştir[114].

Yeni yönetim farklı bir dış politika eğilimiyle siyaset yapmaya başlamıştır. Kendini ABD ve İsrail'in hedef listesinde gören İran, saldırganlığı ve krizi tırmandırmayı en etkili cay dinci unsur olarak görmektedir. Böylece kendi rejiminin bekası doğrultusunda saldırganlığı meşrulaştırmaya çalışmaktadır. Radikal muhafazakârlara göre; İran gibi Batı dünyası ile çeşitli sorunları olan bir ülkenin, Batı ile uyum için sürekli taviz vererek, rejiminin kalıcılığını sağlaması mümkün değildir. Irak Devlet Eski Başkanı Saddam Hüseyin, Batı karşısında sürekli taviz vermiş, ancak sonunda ülkesi işgal edilmiştir. Kendilerini Batı ile savaş halinde gören Muhafazakârlara göre, rejimin bekasının sırrı güç sahibi olmaktan geçmektedir. Gücün caydırıcılığı daha güvenilirdir. İran'ın yeni dönemdeki dış politikasını "güçlü gözükmek, oyunun mahiyetini ve alanını belirlemek için saldırgan olmak ve krizi farklı bir kriz tırmandırarak çözmek" şeklinde açıklamak mümkündür[115].

Ahmedinejad döneminde bu anlayış doğrultusundaki dış politika eğilimini hayata geçirmek için iç ve dış politikada uygun koşullar mevcuttur. İç politika bağlamında Ahmedinejad'ın göreve gelmesi ile reformcular iktidar alanından dışlanmıştır.4 İran'da reformcu ve muhafazakârların oluşturduğu ikili yönetim son bulmuştur. Yargı, yasama ve yürütme erkleri bütünü ile radikal muhafazakârların eline geçmiştir. Söz konusu değişim, Ahmedinejad'ın dış politikada radikal bir çizgi izlemesi için önemli bir zemin hazırlamıştır. İç politika bağlamında bakıldığında radikalizmi körükleyen diğer bir önemli etken, Ahmedinejad Hükümeti'nin önemli kısmının asker olmasıdır. Bu ekip, diplomasiden çok askerî gücün caydırıcılığına inanmaktadır. Küresel ve bölgesel dengeler içinde İran, yeni dönemde kendi gücünü hissettirmeye çalışmaktadır. İran; ABD'nin Irak ve Afganistan'daki sorunlu durumu nedeniyle, kendisi olmadan istikrarın sağlanamayacağını düşünmektedir. Ayrıca petrol fiyatlarının artışı İran'a ekonomik anlamda ciddi bir rahatlık sağlamıştır. Bu sayede, 60 milyar Dolar gelire sahip olan İran, Batı ile sorun halinde olunması durumunda ekonomik kriz yaşamayacağını düşünmektedir[116].






Не нашли, что искали? Воспользуйтесь поиском:

vikidalka.ru - 2015-2024 год. Все права принадлежат их авторам! Нарушение авторских прав | Нарушение персональных данных